loading...
(KANSER HAFTASI NEDENİYLE)

Orantısız sıkletlerde ki iki boksörün, kavgası gibi mücadele ettiğimiz kanser bütün heybetiyle ring de karşımızda duruyorken, kanser haftası, kanser günü, kanser koşusu gibi kartvizit derneklerinin çeşitli bahanelerle yapılan etkinliklere gülüp geçiyorum.
Hiçbir basit, evrensel ve kesin tedavisinin görünürde olmadığı ve ufukta dahi görünmediği kanserde, geçmiş gelecekle sohbet halindedir. Kanser hakkındaki eski kuramlar berraklaşarak, yeni kuramlara dönüşse de, gelecek her zaman geçmişi de içine alır. Tıbbın içeriği sürekli değişse de, biçimi, şaşılacak ölçüde aynı kalmaktadır. Tarih tekerrür ederken, bilim ise yankılanıp durur sadece.
Gelecek, kanserin yok olmasını barındırmaktamıdır? 

Bu hastalığı vücutlarımızdan ve hayatımızdan sonsuza dek söküp atabilecekmiyiz? Bu sorunun yanıtı bir meçhulden başka bir şey değildir. Yanıtlar, bu akıl almaz hastalığın biyolojik derinliklerinde gizlenmiştir. Kanser, öğrendik ki, genlerimizin ayrılmaz bir parçasıdır. DNA’nın kanser yapıcı faktör(kanserojen)lerin etkisiyle zarar görmesi, kimi zaman da hücre bölünmesi sırasında gerçekleşen rastlantısal hatalar sonucu genlerimizde birikmesiyle sonuçlanır.
Bu durumda, yaşlanma, yenilenme, onarım ve üremeye bağlı fizyolojik süreçlerden kendimizi ne kadar kurtarabiliyorsak, kanserden de ancak o ölçüde kurtulabiliriz.
Gelecek te hekimler, türümüze musallat olmuş en temel ve en hükmedici hastalığı yok etmek için kullandığımız ilkel zehir kokteyleri (kemoterapi)ne gülüp geçmeleri olasıdır. Ama mücadele ile ilgili çok şey yine aynı kalacaktır günümüzde; acımasızlık, yaratıcılık, direnç, yenilginin kabulüyle umut arasında gidip gelme, karşı konulamaz bir evrensel çözüm bulma güdüsü, yenilgiyle yaşanan düş kırıklığı, gurur ve kibir…

Yaşam çizgimizin herhangi bir kesitinde beliren bir kusur olsa da, kanserin kökü yine kendi vücutlarımızın derinliklerinde saklıdır.  Teknolojik bir sanat olarak tıp, kanserle sürdürülen mücadeleyi en uç noktalarda yapmaktadır.  Bu koşullar altında bile normal büyüme ile kanserli büyümeyi henüz biribirinden ayırt edebilecek açık bir tıbbi yöntem yoktur.
Bölük, pörçük,doğurgan, istilacı ve uyum sağlayıcı bir hastalık olarak belki de vücudumuzdan atmamız olanaksız, ayrılmaz bir parçamız olan kanser, sonsuza dek yaşamımıza eşlik edecektir. Kanser, yaşam süremizin doğuştan gelen dış sınırlarını çiziyor olabilir. 
Vücudumuz yaşlanıp, mutasyonlar da acımasızca birbiri üzerine yığıldıkça, birer organizma olarak gelişimimizin son noktasını pekala temsil ediyor olabilir. Yaşlılık kaçınılmazdır, ama yaşlanmadan önceki ölümler ve hastalıklar kaçınılmaz değildir. Kanserden ölümler, yaşlılıktan önce engellenebilir. Tedaviler, direnç,nüksler,ek tedavilerden oluşan o dehşet dolu oyun giderek daha uzun zaman aralıklarına uzatılabilirse, en azından bu eski hastalığa bakış açımızda ciddi biçimde değişecektir. Kanserle ilgili bildiklerimiz göz önüne alındığında, bu bile tarihte eşi görülmemiş bir tıbbi zafer anlamına gelir. Kendi kaçınılmaz yazgımıza-genlerimize-karşı kazandığımız zafer...
Kesin olarak bildiğimiz bir şey var ise,  o da kanserin biyolojisi hakkında bundan sonra öğreneceklerimizin bile bu hastalığı tümüyle hayatımızdan çıkarmamıza büyük olasılıkla yetmeyeceğidir. Kanserle savaşı kazanmanın belki de en iyi yolu, zaferin tanımını bir kez daha yeni baştan yapmaktır.
Kanseri öldürmek, ölümün kendisini öldürmektir. Ölümü yok etmeye çalışmaktansa yaşamı uzatmanın yollarını aramak çok daha akıllıca olacaktır. Zira ölüm, sonsuza dek yaşayacaktır.
loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.